2026
Ayın Yazısı
Uzman Psikolojik Danışman - Psikoterapist<br>Merve ÇINAR GÜNGÖR
Uzman Psikolojik Danışman - Psikoterapist
Merve ÇINAR GÜNGÖR
MÜKEMMEL ÇOCUĞUN DEĞİL, "MUTLU ÇOCUĞUN" PEŞİNDE OLMAK

Günümüz dünyasında ebeveyn olmak, adeta bitmeyen bir telaşın içinde koşuşturmak gibidir. Çocuklarımız daha doğmadan onlar için en iyi eğitimi, en faydalı etkinlikleri, en doğru oyuncakları araştırmaya başlıyoruz. İçimizdeki o derin sevgi, bazen yerini "Acaba bir şeyleri eksik mi yapıyorum?" kaygısına bırakabiliyor. Bu kaygıyla da farkında olmadan çocuklarımızı kendi hayallerimizdeki o "mükemmel" kalıba dökmeye çalışabiliyoruz.

Oysa çocukluk, bir hazırlık aşaması ya da gelecekteki başarılar için bir sıçrama tahtası değildir. Çocukluk, başlı başına yaşanması, tadının çıkarılması gereken çok kıymetli bir mevsimdir.

Bir fidanı düşünün... Büyüsün, meyve versin diye onu toprağından sürekli söküp köklerini kontrol etmeyiz. Yapraklarından çekiştirerek boyunu uzatmaya çalışmayız. Ona sadece uygun toprağı, suyu ve güneşi verir, sonra da kendi doğasına uygun şekilde serpilip gelişmesini sabırla izleriz. İşte çocuklarımız da tam olarak böyledir. Onların bizim sürekli "düzeltmelerimize", bitmek bilmeyen yönlendirmelerimize değil; oldukları gibi kabul edildiklerini hissettikleri o şefkatli iklime ihtiyaçları vardır.

Koşullu Sevginin Yerine Koşulsuz Kabul

Çocuklar, bizim sözlerimizden çok hislerimizi okurlar. "Uslu durursan, yemeğini yersen, odanı toplarsan seni daha çok severim" mesajı (bunu açıkça söylemesek bile hal ve tavırlarımızla hissettirdiğimizde), çocuğun içine şu ağır yükü bırakır: Ben sadece başardığım ve uyum sağladığım ölçüde değerliyim. Halbuki bir çocuğun ruhsal bağışıklığını güçlendiren tek şey koşulsuz kabuldür. "Hata yapsan da, bazen öfkelensen ve beni zorlasan da, yemeğini döksen de benim için çok değerlisin. Seni sadece sen olduğun için, var olduğun için seviyorum" duygusunu alan çocuk, dünyaya güvenle açılır. Kendi sınırlarını keşfederken düşmekten korkmaz.

Bu ay, zihninizdeki o "yapılacaklar" listesini bir kenara bırakmayı deneyin. Çocuğunuzla oynarken ona bir şeyler öğretme çabasından sıyrılın; sadece o anın, o oyunun, onun attığı kahkahanın tadını çıkarın. Çamurlanmasına, üstünü başını kirletmesine, bazen sadece "boş boş" durmasına izin verin. Çünkü, ileride hatırlayacakları şey onlara aldığımız pahalı oyuncaklar ya da yazdırdığımız kurslar olmayacak. Gözlerinin içine bakarak onlara eşlik ettiğimiz o telaşsız, o sıcak ve neşeli anları hatırlayacaklar.

Gelin bu bahar, mükemmelliğin yorucu yükünü omuzlarımızdan atalım. Bırakalım çocuklarımız çocukluklarını, biz de ebeveynliğimizin tadını doya doya çıkaralım.

Sevgiyle ve farkındalıkla kalın...