2026
Pdr
Uzman Psikolojik Danışman - Psikoterapist<br>Merve ÇINAR GÜNGÖR
Uzman Psikolojik Danışman - Psikoterapist
Merve ÇINAR GÜNGÖR
ÇATIŞMALAR VE SINIR İHTİYAÇLARINA OYUN YOLUYLA BAKABİLMEK

3-6 yaş dönemi, çocuğun ruhsal gelişiminde "bireyleşme" çabalarının en yoğun yaşandığı, kendi benliğini dış dünyadan ayrıştırarak "Ben de buradayım ve kendi arzularım var" dediği çok kıymetli bir evredir. Bu dönemde sıklıkla karşılaştığımız inatlaşmalar ve dillerinden düşmeyen o meşhur "Hayır!" kelimesi, aslında çocuğun size karşı bir saldırısı değil; kendi özerkliğini inşa etme, ruhsal sınırlarını çizme çabasının son derece sağlıklı bir yansımasıdır.

Yetişkinlerin dünyasına ait olan gereklilikler (sabah okula yetişmek, yemeği masada yemek, dağılan salonu toplamak), çocuğun hazza dönük iç dünyasında çoğu zaman anlamsız ve sıkıcıdır. Çocuğu, cezanın korkusu ya da ödülün vaadiyle itaat ettirmek yerine, onun ruhsal dünyasına kendi diliyle, yani "oyun" üzerinden nüfuz etmek, çatışmaları iş birliğine dönüştürmenin en kalıcı yoludur.

Çocuğun kurala uyum sağlayabilmesi için, öncelikle kendi varlığının ve iradesinin yok sayılmadığını hissetmesi gerekir. Gündelik krizlerde iş birliği yaratabilmek için şu üç temel adımı, çocuğun ruhsal kapasitesini gözeterek atabiliriz:

1.     Anlamlandırmak: Çocuğun davranışına sınır getirilirken, kuralın ardındaki nedeni onun anlayacağı sadelikte açıklamak, kuralı içselleştirmesine yardımcı olur. "Hava bugün soğuk, montunu giymeni istiyorum çünkü üşüyüp hastalanmanı istemiyorum."

2.     Seçenek Sunarak Alan Açmak: Kurallar, çocuğa tüm kontrolünü yitirdiği hissini verdiğinde yoğun bir kaygı ve direnç yaratır. İşi "nasıl" yapacağını esnetmek, çocuğa ruhsal bir nefes alma alanı sağlar. "Montunu kendin mi giymek istersin, yoksa ben mi giydireyim?" ya da "Okula giderken kırmızı arabanı mı yanına almak istersin, mavi kamyonunu mu?" gibi sorular, onun iradesine duyduğumuz saygının bir ifadesidir.

3.     Gerçekliğin Katılığını Oyunla Esnetmek: Akşam saatlerinde bir türlü toplanmayan o oyuncakları düşünün. Sürekli "Hadi topla artık" demek yerine, yetişkinliğin o ciddiyetini bir kenara bırakıp, "İnanamıyorum, bu kutu çok acıkmış! Sence bu legoları lüp lüp yutabilir mi? Kim daha çok yedirecek bakalım!" diyerek tatlı bir rekabet başlatmak, o gergin anı bir anda neşeli bir iş işbirliğine dönüştürür.

Sembolik Oyunun İyileştirici İşlevi

Uyku saati, diş fırçalama veya ekran süresinin bitimi gibi konularda kronikleşen çatışmalar yaşıyorsanız, sembolik oyunları devreye sokabilirsiniz. Çatışmayı onun en sevdiği pelüş ayıcığı veya oyuncak bebeği üzerinden canlandırmak, çocuğun krize dışarıdan bakarak onu ruhsal olarak işlemesini sağlar.

Daha da önemlisi, bu oyunlarda "rolleri değiştirmek" çok sağaltıcıdır. Çocuğun anne/baba rolüne geçip kuralları koyduğu, sizin ise yatağa gitmek istemeyen, itiraz eden, mızmızlanan "güçsüz çocuk" rolünü üstlendiğiniz oyunlar oynayın. Bu yer değişimi, çocuğun gerçek hayatta yetişkin karşısında hissettiği çaresizlik duygusunu onarır. Çocuğun sizin o çocuksu isyanlarınıza attığı kahkahalar, içsel gerginliğinin dışa vurumudur.

Kapsayıcı Bir Kucak Olarak "Sınırlar"

Sınır koymak, çocuğu hapsetmek değil; ona güvenle var olabileceği, kapsayıcı bir çerçeve sunmaktır. Çocuğun hırçınlaştığı anlarda, o davranışın altındaki asıl ihtiyacı (yorgunluk, ilgi bekleme, ebeveyniyle bağ kurma arzusu) okuyabilmek çok kritiktir.

Diyelim ki siz dikkatinizi başka bir işe vermişken, çocuğunuz gelip ısrarla yaptığınız işi bozuyor veya etrafı dağıtıyor. Bu hırçın eylem aslında "Zihnini benden uzaklaştırmana dayanamıyorum, beni yeniden gör" deme şeklidir. Ebeveynin tahammülünün zorlanması çok insani olsa da, sert bir "Hayır!" o an direnci daha da katılaştırır. Bunun yerine, çocuğu aniden kucaklayıp şakacı bir öfkeyle, "Seni gidi seni, galiba acilen senin şu kapatma düğmeni bulmam lazım!" diyerek karnına dokunup onu gıdıklamak ya da "Seni şimdi sımsıkı bir sevgi tostuna çevireceğim!" diyerek sarmalamak, kriz anlarına yardımcı olur. Çocuk, ebeveyninin bu fiziksel ve oyunsu müdahalesiyle kollarınızda yeniden güvenle kapsanmış olur.

"Saçma Kurallar" ve Gerginliğin Boşaltımı

Çocuklar, gün boyunca yetişkin dünyasının pek çok kuralına uymak zorundadır. Biriken bu stresi boşaltmanın en sağlıklı yolu, gücün onlarda olduğu ve kuralların neşeyle ihlal edilebildiği ev içi oyunlardır.

Evde zaman zaman son derece absürt ve komik yasaklar icat edin. Örneğin, salonun ortasında durup son derece ciddi bir yüz ifadesiyle, "Bu evde koltuğun arkasına saklanmak ve aniden çıkıp beni korkutmak kesinlikle yasaktır!" diyebilirsiniz. Ya da koltuğa oturup, "Sağ elimin baş parmağına dokunanı çok fena gıdıklarım, baştan uyarıyorum!" gibi tamamen asılsız bir sınır çizebilirsiniz.

Çocuğunuz kıkırdayarak gelip bu kuralı bilerek ve isteyerek çiğnediğinde, sizin abartılı ve sahte bir çaresizlikle onu durdurmaya çalışmanız, onun iç dünyasında biriken o "engellenmişlik" hissini kahkahalarla boşaltmasını sağlar. Kendi evindeki bu güvenli "kural ihlali" oyununda deşarj olan çocuk, dış dünyanın o gerçek ve katı sınırlarını kabullenmeye çok daha hazır hale gelir.

Sevgili Anne Babalar,

Çocukluk, dünyayı anlama ve kendi varlığını bu dünyaya kabul ettirme sanatıdır. Çatışma anlarında onlara yetişkinin katı aklıyla değil, çocuğun ruhsal gerçekliğiyle, mizahla ve oyunla yaklaşmak, aranızdaki o biricik bağı korumanın en güvenli yoludur.

Çocuklarımızın iç dünyalarına sevgiyle ve oyunla eşlik ettiğimiz güzel günler dileriz.

Okuma Önerisi

-Oyun Oynama Sanatı, Anne Babalar için Oyun Becerileri – Aletha Solter